Beyin Ölümüm Gerçekleşti.

3 hafta 23 saat olmuş. yani 527 saat. Olayın başlangıç zamanını her ne kadar net hatırlıyor olsam da, gerisi hakkında hiç bir fikrim yok. iğrenç haftalar, günler, saatler, dakikalar,saniyeler ve en önemlisi de güzel olsun diye çabalayıp da başaramadığımız ‘geceler’. Çoğul konuşmamın gerekçesi de şu ki ellerinde bulunan tüm pozitif enerjiyi bana aktarabilmek için sefer olmuş arkadaşlar,dostlar,kardeşler, ne kadar sarılınsa az gelen güzel insanlar. Gerçekleşen olay malumunuz işte. Kafanızı ağrıtarak kendi hayatımdan bahsetmem gerekiyor, sebebini, gerekçelerini yazacağım yazı sonunda inşallah. Bir kaç ay öncesinden ele alarak başlayalım, bir şirketin muhasebesine bakıyorum, 1,5 yıllık bir geçmişim var, ve belki hiç bir yerde göremeyeceğiniz bir yoğunluk. (hakkımda sayfamı düzenlemeye fırsat bulduğumda detaylanacak.) bu yoğunluğa rağmen herşey hatasız ve güzel gidiyor, gündüzler hele hele o kadar güzel ki anlatamam. Bünye olarak çocukluğumdan beri yerimde duramayan, boş kalmayı sevmeyen biriyim. Çok yoğun olduğumdan şikayetçi, ama bir o kadar memnun. Bu 1,5 yıl kadar sürdü ve sıkıcı olmaya başladı. Daha sonra yerime birini bularak devrettim ve üst kısma geçtim. Aslında yoğunluğu sevmeme rağmen hayalimdeki bi iş, diğer yerdede ayrı bi odan olmasına rağmen bu farklıydı. Bi müdür olmak, o rütbeye gelmek güzeldi. Biraz onun sefasını sürdük, sonra bu durumun da sıkıcılığı başladı. Boş zamanım çoktu ve kendime zaman ayırabiliyordum. İnsanın kendine zaman ayırabilmesi, kendini dinleyebilmesi çok güzel evet. Ama fazlası zarar işte. Baya bi zarar gördüm, gün geçtikçe herşey sıkıcıydı, yapabileceğim bi iş yoktu ve kendimi o kadar yalnız hissediyordum ki. Sık sık telefon görüşmeleri başladı, – kanka napıyosun? + dur toplantıdayım. – kanka napıyosun? + dur olm görev çıktı ya sonra konuşalım. -kanka napıyosun? + derse gircem kanka sen? bu hale gelmişti tüm muhabbetler bi zaman sonra. Gündüz sıkıcı bir gün geçirdikten sonra gece de güzel geçmiyordu zaten. En büyük problem de gecelerdi aslında yaptığımız şey standart, gittiğimiz yerler iki elin parmağını geçmeyecek yerler. Hergün çayla karışmış ve artık cılkı çıkmış muhabbet. Bir grup erkek yan yanayken ne konuşabilir ki? Her gün böyle olmasa da ortalama bir günü ele almak gerekirse şöyle; %20 günün nasıl geçti? %20 siyaset % 20 din %20 karı kız %20 evlilik bu durum üst üste o kadar fazla sıkmaya başlamıştı ki, kaçabileceğim yer yoktu. Her gün bugün evden çıkmıcam hayaliyle uyanıp her akşam aynı şeyi yaşıyorduk. O kadar alışılmışlık vardı ki öyle bi bağ ki işte. Olmuyordu. Eskiden kitap okumak için boş zaman olmasını beklemek yerine kitap okuyacak zaman yaratırdım(oluştururdum). Bu durum çok zoruma gitmeye başlamıştı, çok kitap okumak istiyordum. Neyse bi süre bu durum böyle ilerledi ve bu boğaz rahatsızlığım nedeniyle hastaneye gittiğim bir gün psikiyatriye gittim ve bir kaç ilaç verdi. Dozları çok düşük, boşu boşuna bünyeyi rahatsız etmekten başka bir işe yaramayacak ilaçlar. (önyargı diyil lan, denedik işte bir kaç hafta.) bir faydasını göremedim, evet bu tür ilaçlar için bir kaç hafta kısa bir zaman olmasına rağmen bi ilaca bağımlı kalmak mantıklı gelmedi daha sonra. Psikologlarla zaten genelde kavga ediyorum bu yüzden gitmiyorum. Neyse ilaç da kullanmadık, hiç bir şeyde düzelmedi. Ama bir şeyler değişsin diye akşamlarımı doldurdum, 3 gün spor, 2 gün akademi, geriye kalan 2 gün arkadaşlarıma aittim. Güzel olmuştu biraz bir şeyler. Neyse, yine boğaz rahatsızlığım nedeniyle bi tedavi görmem gerekiyodu, bayram sonrasına ertelediler ve o günü bekliyorduk. Ve her gün yaşamak o kadar anlamsız o kadar sıkıcı gelmeye başlamıştı ki, bir de ilk defa bir bayramda Anneanne ve dedesiz bayram geçirdik.(Yurtdışında olmaları nedeniyle.) Aile olarak baya afalladık, sülalecek köyde geçiriyorduk tüm bayramları. Hiç bir bayramın 1 gününü bile ayrı bir yerde onlarsız geçirmedim ki ben. Onların özlemi, ailenin biraz dağılmış olması, en azından köyde bulunan arkadaşlarımla idare ederim diye düşünürken birinin evlenmiş, birinin başka bir köyde, birinin tarlada, birinin orda burda işleri olması nedeniyle artık doruk noktasındaydı sıkıcılık. her şey doruğuna ulaşmıştı artık tüm sıkıcılığıyla, bu boş ve sıkıcı zamanı fırsata dönüştürdüm biraz. Düşünmeye zaman ayırdım, kendimle konuştum çok çok. ulan dedim salak, hastayım diyosun o günü bekliyosun iyileşebilmek için gittiğin tüm doktorlar sana yalvarmıyor mu sigarayı bırak diye? asıl sorun bu değil mi? aptal mısın? ve bir sürü şey. Ama en önemlisi hayattaki en önemli hedefim sigaraydı. Bir şekilde bırakılacaktı. Herşeyi planladım ben, bayram sonrasında Pazartesi günü şirkete geliyorduk, ilk gün stres yaşayabileceğimiz düşüncesiyle o gün serbestti ama bir sonraki salı günü akşam sigarayı tamamen kesip atıyorduk bir kaç arkadaşla birlikte. Destek olsunlar diye şirketimizde çalışan arkadaşları da gaza getirmiştim. hedef salı günüydü ve netti, bu sefer irademize yenik düşmek diye bir şey olmayacaktı. Pazar gecesiydi ve pazartesi günü o tedavi olayı vardı, o gece tedavi öncesi ilaçlar vardı. Eğlenceli bi gece geçirdim diyebilirim o ilaçlar sayesinde 🙂 iyi hatırlıyorum o günü. Evde tek başıma o kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum ben. Neyse, sabah oldu. tedavi öncesi uyutacakları (narkoz verecekleri) için hiç bir şey yiyip içmek yasak. Geceden kesilecek. Sabah telefonun alarmı yerine çalan telefona uyandım, şirketten en sevdiğim abilerimden biri işten ayrılmış o gün. Üzücü bir haber ve dayanılması güç bir irade. zaten tedavi sonrasında ne kadar içebilirdim ki? son gündü. dayanamayıp sigarayla güne merhaba dedim. Bu tedavi sırasında yanınızda refakatçi bulunması gerekiyor, bayan arkadaşlardan teşekkür ediyorum yeri gelmişken. Bir kaç arkadaş gelmek istedi ama bu iş için bayan olmazdı. Erkek ise bulması zordu, çalışanlar okulda olanlar vs vs. Bir arkadaş gelecekti bir de, ona güvenmem nedeniyle fazla kimseye de bakmamıştım. Araç kullanmanın yasak olması nedeniyle şirket aracınıda şirkette bırakmıştım. Ve hastaneye gitme zamanı gelmişti, arkadaşı arayıp ulaşamıyordum uykusunun ağır olduğunu düşündükçe canım sıkıldı. ya uyanmazsa? korkusu da var tabii. hemen yak bi sigara daha, kötü oluyordu evet. Neyse ki uyandı ve hastaneye gittik, damar yolu açıp narkoz veriyorlar bildiğiniz gibi, bunu el üzerinden yapmak istediler. saçmalamayın dedim ya, ben normal koldan yaptıramıyorum şu an kaçmayı düşünüyorum korkuyorum siz napıyosunuz. her gittiğim hastaneyi karıştırıp kendimi unutturmadığım gibi ufak bi karmaşa ordada yaşattım ve sonunda kolumdan taktılar. Emre durabilir mi hiç? duramaz. Bayılsam da kurtulsam diyorum yok, duramıyorum. ayaklarım kafam yerinde durmuyor, şu an bunu anlatırken o anı yaşıyo olmak başımın ağrısı bile garip bi durum evet. iğne korkusu bi başkadır bende. (Bıçakla kan verebilirim ama iğneyle veremem, korkak değilim :@ ) Neyse, bu halimin üzerine sakinleştirici yapmak zorunda kaldılar açılmış olan damar yolundan. Bir şırınga dolusu hemde. Sonra ise odamıza geçtik, narkozu verdiler ve uyudum. Uyandığımda saati soruyorum, buraya kim getirdi diyorum falan bunu hatırlıyorum biraz biraz. kendimdeyim ama değilim değişik bişey. Kalkmak istiyorum arkadaş yat diyor doktor gelsin, tamam diyorum uyyup kalıyorum, kaç dakika geçiyo bilmiyorum yine kalkıyorum, yine aynı şeyi yaşıyoruz. Sonra doktor geldi ve uyutma dedi otursun biraz, bırakırsan akşama kadar uyur. doktor bunu der de emre durur mu? madem mecburi ordayız emre uyumalı. yatıyorum uyucam bırakmıyolar falan, ufak bi kargaşa yine, ben
gidicem iyyim dedim çıktık. Nasıl geldiğimizi bilmiyorum ama arkadaşın iş yerine gelmiştik. Yalnız yürümek, araç kullanmak, uyumak herşey yasak. Bunu fırsat bilen arkadaş yanından ayırır mı hiç? götürmüş beni. Bi ara da bi tatar ramazan mevzuu hatırlıyorum uyumaya çalışıyodum 😀 Arkadaş dizi izliyor, tatar ramazan diye bişiy, bende onu izliyorum ama izlemiyorum. Yani ben uyuyorum gözlerim kapanıyor, kocaman bi adamın ce’e siyle uyanıyorum falan. Sonra bi arkadaş var (“her arkadaş, her kardeş, her dost, her sevgili bir parça vicdansızdır.”) telefonla konuşuyoruz, bir yerde bir arkadaşıyla buluşacak. Bende o kadar sıkıntıdan patlıyorum ki anlatamam. yani bi iş yerine onca şeyden sonra oturmayı göze alabilirim ama o diziye katlanmak zorunda olmak, benimle yürüyüşe çıkmayan bi arkadaşımın olması kötü geldi işte.(taam lan kızma tam hatırlamıyom belki de bu kadar çok sıkılmadım.) Neyse o arkadaşıyla buluşacak olan arkadaşıma bende kaçmalıyım gelsem mi dedim, önce yok cevabı aldım. sonra olur cevabı aldım, ama gidecek halim var mı? yok. koluma girip götürecek bi eşek sıpasıda yok. dedim tamam beni alır mısınız? alırız. ooldu. sonra bir gülüş hatırlıyorum, sanki huzur saçan bi gülüş. Yani şu tarif etmeye çalışırken klavyeden ellerimi çekip yüzümü ovalatan gülüş işte. Düşünmeye çalışırken kafamı kaldırıp duvarlara bakarken üzüldüğüm gülüş. ‘Allah’ım, inşallah narkozun etkisindendir bu his, inşallah geçicidir, inşallah saçmalıyorumdur, inşallah öliyim ben ya.’ diye dualar ediyorum. Ben size şimdi desem ki, gülmesi için feda edemeyeceğim hiç bir şey yok diye. Bu cümleyi inanın anlamazsınız. Laçkalaşmış bi dile sahibiz, kelimeler o kadar saçma yerlerde saçma şekilde kullanılmış ki. Bu cümleyi gerçekten anlamanız çok zor. Anlayanlar inanmakta güçlük çekecek tabii. Bi gülüş düşünmeye çalışın işte, #gülsündiye feda edemeyeceğiniz hiç bir şey olmayan bi gülüş. Tarihi geçmişi üzüntüyü derdi kederi her şeyi silip atabilecek bi gülüş. hatta geleceği dahi. Neyse diyerek geçiştirmezsem kendimi kötü hissederim. Hatta hissetmem, kötü olurum. tmm nyse. Bir kaç saat, yıllara bedel bir kaç saat bir mutluluk abidesiyle sohbet. Sonra, işte. Sonrasını hatırlamıyorum. Yazının başlarında ve ortalarında anlattığım sıkıcı günleri ne kadar anlatabildiğimi bilmiyorum, yalnız ben o günlerde sıkılıyormuşum gibi hissetmişim sadece. Sıkılmak, üzülmek o günlerde olmuyormuş işte. Sıkılmak dediğin, üzülmek dediğin, pişmanlık dediğin, acizlik dediğin 21 ekim günü başlayanmış. O günden sonra o sıkıldığım eski konuları hatırlamaya çalıştım hep. Baktım ki, hiç bir şey yok. Yani güzel bir işim var, gerçekten dost arkadaş diyebileceğim bir sürü insan var, aileyle hiç bir sorunumuz kalmamış, herşey çok güzel. Tüm her şey düzelmişti. Düzene girmiş bi hayat vardı. Tek problem sigaraydı. Gözümde günlerce büyütüp bu sefer olacak dediğim o salı günü. Ömür boyu ağzıma sürmeyi düşünmüyordum, bu sefer hiç olmadığım kadar emindim. Gaz verdiğim insanlar vardı ya benim, bu sefer bırakıyoruz içmicek kimse dediğim insanlar. Çarşamba günü sabah şirkete geldik, ilk sigarayı ben ikram ettim herkese. Güldüler, ve o biraz kalmış iradem de yoktu artık, insanlara verebileceğim bir güven de. Bir insan bir sürü insana sigara içirebilmiş oldu 🙂 (Günahını ben üstleniyorum Allah’ım, nolur.) Ben sonra işte hiç duramadım. 3 haftadır evde oturmuşluğum 10 saati geçmemiştir. Uyumak için eve gidiyorum, uyuyabilirsem uyuyorum. Her akşam yine beraberiz arkadaşlarla, sağ olsunlar onlar. Hergün hiç sıkılmadan dinliyorlar, hergün yanımdalar, hergün destek veriyorlar ve bir sürü şey. Sadece hergün çay içmeye fırsat bulamıyoruz. Çünki çay sadece ‘Huzur’lu’ bir yerde içilirdi, çünki çay sadece o masada içilirdi, çünki ikinci çay için ikinci masaya geçilmeliydi, doluysa boşaltılması için rica edilmeliydi. Çay içmek çok masraflıydı artık, garson seçmek zorundaydık, kuşburnu içmeliydik ya. onca şey içtikten sonra çaydan önce kuşburnu içmeliydik evet. Yüzümüzü ekşiterek 🙂 Zorla da olsa. Kalanını yanımdaki arkadaşım içmeliydi. Bu yüzden yanımda oturmayı sevemediler o masada. Onlara birer hayat borçluyum ben. O buz gibi soğuklarda dahi orada üşüyorsunuz ya benim için. Siz varken başkasına ihtiyaç duyduğum için üzülüyorum ve buna rağmen yanımdasınız ya, nasıl teşekkür etsem az size. Sonra işte bide böyle ben utanıyorum ara ara. ama biraz değil böyle çok. ama sadece yüzün kızarması gerekiyorken ateşim çıkıyor. sonra işte biraz halsizlik. O yüzden bu saçma yazıyı bitirip, çıkıp sigara içmeliyim. demli çay istemeliyim. işler yarım kalmalı bi kere zaten, çünki acil olanlar halledildi. Bu yazının sonunda normalde detaylı anlatacaklarım vardı, başı ortası vb. yerleri siktir ettim sonu güzel olacaktı aslında. Malım ben ondan herhal yazmak istemedim şimdi. böyle hiç halim kalmamış. ben biraz gideyim izninizle. insanın beyni erir mi? benimki eriyor.

Beyin ölümüm

1 Yorum

  1. hiç 10 Ağustos 2016

Yorum Yaz