Ne kadar Güzelmiş Asosyallik…

Ne kadar güzelmiş Asosyallik, Ne kadar güzelmiş düşünmek,Ne kadar güzelmiş okumak…

Evet nerden çıktı deyip garip bi meraka kapılacaksınız. Farkındayım bunun! Arefe günü sabah saatlerinde köye geldim. Henüz fazla bir zaman geçmedi 1 gün oldu henüz. Ve daha bayramın birinci günü. Geldiğim gün yolculuğun verdiği rahatsızlık, halsizlik Orucun verdiği Açlık, susuzluk. ve üstüne birde üç günlük uykusuzluk eklenince çok kötüydüm. Genede dayandım. yapılacak bazı şeyler vardı evde tadilat vardı ve henüz bitmemişti. Biraz yardım ettim, duş aldım çıktım ve ezan okundu. Sigarayla son orucumuda açtım. Cumartesi günleri izlediğim es-es dizisini izleyecektim iftardan sonra, Televizyonu açtım biraz baktım ve ilk reklam arası geldi. 5 Dakikalığınada olsa uzanayım dedim, ve gözlerimi açtım çocukların ses sedası kesilmiş. Etraf karanlık. Saate baktım, saat 03:47… Onuda izleyemedim. Neyse aldım elime kitabımı 2 saat kadar okudum. Saat 6 olmuştu. Gene uyumuşum. Bayram namazına kalktım, camiye gittim. İmam vaaz veriyordu. Namaza yetiştik iyi dedim ki, hoca duayı etti ve dağıldık. Aslında namaza yetişememişim… Neyse eve geldim bayramlaşma faslı, kahvaltı faslı derken misafirler gelmeye başlamıştı bile. Bizim ev biraz yoğun oluyor bayramlarda… Ben misafirlerle ilgilenmeyi, onların bana turist gibi yada ne bileyim insan üstü bir varlıkmışım gibi bakmasını, aşırı ilgiyi sevmiyorum pek. Bu yüzden hemen evden uzaklaşma isteğine kapıldım. Ve uzaklaştım. Arkadaşlarımla buluştum, onlarla bayramlaştım ve biraz gezdik. ( Msn (B) ) Anlatmak istemiyorum pek. Saat 16 civarında eve geldim, başım dönüyordu biraz. Gene dedim biraz daha uzanmalıyım, gene uyuya kalmışım. Gözlerimi açtığımda birkaç çocuk sesi emre abi kalk biz geldik diyordu. Kalktım, kuzenlerim, teyzelerim gelmiş. Onlarla ilgilendim, gene gelen giden misafirler bayramlaşmalar ve çocuklar. Bayramların artık eskiden olduğu gibi bir tadı kalmadı benim için. Tek tadı olan kısmı çocukları sevmek! Bayılıyorum onlara. İnsanları sevmiyorum ama çocukları çok seviyorum… Neyse, akşam oldu ve dağıldılar. Evdeki herkes erkenden uyudu. Gene yalnız kaldım ve kitabıma sarıldım. Okuduğum kitap, hayran olduğum, çok sevdiğim abimin kitabı. Erdal DEMİRKIRAN ” Sadece Başbakan Okusun! “. 2 Günde neredeyse yarısını geçtim. İnanılmaz güzel bir kitap. Kitabın isminden siyaset kitabı olduğu hissine kapılmayın. Değil. Zaten ” Dünyanın en akıllı insanı” ‘ nın yazdığı kitaptan böyle birşey beklemezsiniz sanırım 🙂 Neyse kitabımı okudum. Şuan saat 02:43 ve yaklaşık 2 saattir gene okumuşum. Kitabı bıraktım, ve halen uykum yok. Düşünmeye bolca vaktim var ama burada. Konya’ da olduğumda, yada sosyal ortam dediğimiz şeyin içinde olduğumda bu olmuyor işte! Olsa da bir balığın çamurlu suda yüzdüğü gibi oluyor. Sağlıksız, bulanık ve Cansız düşünceler. Köyü belkide en çok bu yüzden seviyorum. Kitap okumaya bolca vakit ayırabiliyorum, Düşünmeye bolca vakit ayırabiliyorum. Ve benim gibi düzeni bozuk, sağlık durumu olabildiğince yoğun bir hızla ilerleyen, Bomboş bir hayat yaşayan (yada yaşamaya çalışan) biri olarak Düşünmek bana ekmek, su gibi geliyor. Gerçkekten ihtiyacım olan birşey. Sağlıklı düşünmek. Başka yerde, başka zaman neden düşünemiyorsun? Sorusunu aklınızdan geçirdiğinizi biliyorum. Aha o berbat sosyal hayatınız. Arkadaşlarınla buluşup biyerlere gitmek, Gezip eğlenmek vs gibi şeyler yüzünden olmuyor. Kendimi sanal bir hayata o kadar adabte etmişim ki. Kurtulmak imkansız gibi görünüyor. Köyde de internet olsaydı, ben gene kitap okuyamazdım ! Ben gene düşünemezdim. Ben gene kendime vakit ayıramazdım. Olabildiğince netten uzaklaşın, boşverin gezmeyi tozmayı o sosyal hayatınızıda. Yeri geldiğinde, bir ihtiyacınızmış gibi yakanıza yapışır zaten. O zaman giderirsiniz o ihtiyacınızı. Şimdi biraz düşünün. Niye yaşıyorum ? Ne yapıyorum ? Bu hayatı / Yaşantıyı hakediyormuyum? diye. Birazda ölümü düşünün. Korkmayın! Yaptığınız şeyleri yaparken nasıl korkmuyorsanız, bundada korkmayın hadi. Hadi sonsuzluğu düşünün. Yada benim gibi ne yapacağınızı. sanaldan vazgeçmek istiyorum, vazgeçemiyorum. Elimde imkan olsa, köye yerleşip internet falan açtırmamayı düşünüyorum. Hafif yağmur, 2 sokak arkamızdaki sokakta oturan amcaların ineklerinin möö sesi. Hafif rüzgarla birlikte bu ağaçların yapraklarının rahatlatıcı fışırtısı. Ve sabah ki horoz sesleri. O güneşin doğuşu, o temiz ve bol oksijenli hava. Ve erken saatte uyku alamama sorunu yaşamamak. İnanılmaz güzel. Havası, suyu, kokusu, cana yakın insanları, ve diğerleri. Sanal olmayan herşey. Bayılıyorum köyüme. ilk bulduğum fırsatta buraya yerleşiyorum:)

Lanet Olsun sosyalliğe, Lanet olsun sanal hayata…

Israrla hepinizi sanalı bırakmaya davet ediyorum. Haydi bırakalım !

Bu yazı, 21.09.2009 ( Bayramın ikinci günü yani pazartesi gününün ilk saatleri ) Saat; 03:02′ de

İnternetimin olmaması sebebiyle, internet olmadığı için içini temizlemeye vakit bulabildiğim laptopumdan yazılmıştır.

asosyallik

Yorum Yaz